Bir süredir Bilecik’in yerel yönetimindeki yapısal sorunları, bütçe harcamalarını ve resmi denetim raporlarındaki çarpıcı detayları masaya yatıracağımız kapsamlı bir yazı dizisi üzerinde çalışıyoruz. Amacımız, Sayıştay raporlarının o soğuk ve bürokratik dilini kırarak, kamu kaynaklarının nereye harcandığını şeffaf bir şekilde ortaya koymaktı.
Ancak biz sayfa sayfa belge incelerken gördük ki; Bilecik halkı zaten sokakta, pazarda, faturada bu raporların sonucunu ezbere biliyor. Herkesin her şeyi bildiği ama kimsenin yüksek sesle konuşmadığı bu düzende biz belgeleri konuşturmaya hazırlanırken… En net “durum tespiti” ve itiraf, hiç beklemediğimiz bir anda, bizzat Bilecik Belediyesi Mart Ayı Meclis Toplantısında Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı’nın kürsü konuşmasından geldi.
Bizim günlerce raporlarda aradığımız o “kamuoyu denetimi” gerçeği, meclis salonunda Başkan’ın basını hedef aldığı sözlerle ete kemiğe büründü.
Başkan Subaşı, 18. madde uygulamaları üzerinden gündeme gelen iddialara yanıt verirken, hedef tahtasına eleştirel basını koydu. “Bazı gazetecilerin kırık kalemiyle yazdığı haberler…” diyerek küçümsediği o kalemlerin, aslında ne kadar büyük bir skandalın önünü kestiğini yine kendi sözleriyle itiraf etti.
Subaşı, 18. madde uygulaması sürecinde üç belediye personelinin bölgeden yer satın aldığını doğrulayarak, haberlerin ardından “etik hassasiyet” gereği bu yerlerin elden çıkarıldığını duyurdu.
Şimdi o günlerce okuduğumuz raporları bir kenara bırakıp sadece mantığımızla soralım: O “kırık kalemler” yazmasaydı, o personeller bu “etik hassasiyeti” gösterip aldıkları yerleri iade edecek miydi? Basın konuyu deşifre etmeseydi, yasal kılıfına uydurulmuş bu etik dışı durum sessiz sedasız onaylanmayacak mıydı? Demek ki gazetecinin görevi dedikodu yapmak değil; kamu adına o kalemle doğru soruları sormaktır.
Meclisteki açıklamaların en dikkat çekici yanı ise, eleştirilerin dozunu düşürmek için başvurulan o klasik siyasi manevraydı. “Gelin yoksulluğu, asgari ücretlinin durumunu, et alamayan insanları konuşalım” diyen Başkan Subaşı, rotayı yerel yönetimin sorumluluğundan alıp ulusal ekonomiye çevirdi.
Elbette yoksulluğu, artan kiraları ve mutfaktaki yangını konuşacağız. Ancak bir yerel yöneticinin meclis kürsüsünden “yoksulluğu konuşması” Bilecik halkının sofrasına et koymuyor. Biz o Sayıştay raporlarını tam da bu yüzden inceliyoruz: Madem halk yoksul, o halde belediyenin devasa bütçesi nereye harcanıyor?
Vatandaş, “halimize ağlayalım” siyaseti değil; “Kamu kaynaklarında tek bir israf yapmadık, bütçemizi dar gelirli vatandaşın ulaşımına, altyapısına harcadık” şeffaflığını bekliyor. “18. maddeyi emlak giderleri düşsün diye yapıyoruz” derken, sürecin içine belediye personelinin (sonradan geri adım atılsa da) dahil olması, işte bu şeffaflık ilkesini derinden sarsıyor.
Biz o büyük yazı dizilerinde sayfalar dolusu anlatacağımız gerçeği, Mart ayı meclis toplantısında açıkça gördük. Bilecik basını; o “kırık” denilen ama gerçekleri yazmaktan bükülmeyen kalemleriyle hem o resmi raporların hem de kapalı kapılar ardındaki hesapların takipçisi olmaya devam edecek.