enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
47,2174
EURO
53,9050
ALTIN
6.243,00
BIST
13.948,81
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bilecik
Açık
32°C
Bilecik
32°C
Açık
Salı Açık
32°C
Çarşamba Açık
35°C
Perşembe Az Bulutlu
27°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C

CHP’den Ayrılanları Bekleyen Kriz: Hazine Yardımı Olmadan Siyaset Nasıl Yapılır?

Salon Siyaseti ve Sokaktaki Gerçekler: Yeni Parti Hangi Dili Konuşacak?

Siyasette yeni parti kurma hazırlıkları sürerken Hazine yardımı, üstenci dil ve finansman şeffaflığı krizini sokağın penceresinden analiz ediyoruz.

Muhalefetin Sokakla İmtihanı

Siyaset sahnesinde sular durulmuyor. CHP’den ayrılan grupların yeni parti kurma hazırlıkları, Ankara kulislerinde yepyeni senaryoların yazılmasına neden oluyor. Ancak televizyon ekranlarında saatlerce tartışılan “kim kiminle hareket edecek” sorusu, aslında siyasetin yapısal ve çok daha derin sorunlarının üzerini örtüyor.

Bugün Türkiye’de muhalefet yapmanın veya yeni bir siyasi yolculuğa çıkmanın önünde, sadece isimlerden ve logolardan ibaret olmayan üç büyük yapısal bariyer var.

1. Finansal Duvar: Hazine Yardımı

Siyasette “ülkenin geleceği için yola çıkıyoruz” demek işin en kolay kısmıdır. Zor olan, bu yolu yürürken ayakkabının parasını kimin ödeyeceğidir.

Mevcut Siyasi Partiler Kanunu, yeni kurulan veya son seçimde kendi logosuyla yüzde 3 barajını geçemeyen partileri Hazine yardımından tamamen mahrum bırakıyor. Köklü partiler devletin kasasından her yıl yüz milyonlarca lira destek alırken, yeni bir hareketin 81 ilde teşkilatlanması, kira ödemesi ve personel çalıştırması devasa bir sermaye gerektiriyor.

Bu eşitsiz tablo, yeni oluşumları ya doğmadan boğulmaya ya da büyük bir finansman krizine itiyor.

2. Üstenci Dil: Kitap Yazan Siyaset, Dert Çeken Vatandaş

Siyasetin finansmanı kadar can yakıcı olan bir diğer kriz ise iletişim kopukluğudur.

Özellikle sistem değişikliklerinin yaşandığı son dönemde siyasetçiler; kuvvetler ayrılığı, anayasal denge ve kurumsal kapasite gibi soyut kavramlarla ciltlerce kitap ve manifesto yazdılar. Oysa Türkiye, yazılı değil sözlü kültürün hakim olduğu bir ülkedir.

Siyasetçinin Kürsüde Anlattığı Vatandaşın Sokakta Duymak İstediği
“Kuvvetler ayrılığı ve denge-denetleme yok edildi.” “Pazarda domatesin, peynirin fiyatı neden düşmüyor?”
“Kurumsal kapasite ve liyakat sorunu var.” “Benim üniversite mezunu çocuğum mülakatta neden elendi?”
“Yeni bir anayasal vizyon belgesi hazırladık.” “Ay sonunu nasıl getireceğim, maaşım yetecek mi?”

“Bak kardeşim, bu sistem senin cebinden şunu eksiltiyor” demek yerine, lüks otel salonlarında kalın kalın vizyon belgeleri açıklamak, muhalefetin sokağı okuyamamasının en net özetidir. Halka inip gözünün içine bakarak konuşamayan bir siyasetin, hayatın gerçeğini iliklerine kadar yaşayan seçmende karşılık bulması imkansızdır.

3. Sembollere Sıkışmak: Alternatif Çelenk Törenleri

İletişim kopukluğunun sahaya yansıması ise sembolik muhalefet hastalığıdır. Milli bayramlarda dahi alternatif çelenk koyma törenleri düzenlemek, kendi kemik tabanının gazını almaktan öteye geçmeyen bir siyaset tarzıdır.

Siyaset çelenkle, alternatif törenlerle değil; fabrikada, tarlada, kahvehanede yapılır. Muhalefet enerjisini yıllarca parti içi tüzük kavgalarında, mahkeme koridorlarında ve bu tür sembolik eylemlerde harcarken; sistem 2017’de baştan aşağı değişti ve bugünkü tablo ortaya çıktı. Her şeyin tek kişiye bağlanması sonucunu doğuran süreç, aslında muhalefetin sokağı boş bırakıp enerjisini salonlarda tüketmesinin doğrudan bir sonucuydu.

“Ülke Sevdası” mı?

İşin en can alıcı noktası ise tam da burada düğümleniyor. Yeni bir oluşum için yola çıkanlar, mikrofonları her ellerine aldıklarında cümlenin başına mutlaka “Ülkemizin geleceği için…” ifadelerini eklerler. Ancak Hazine yardımı alamayacakları gerçeği, bu söylemleri çok sert bir samimiyet testine tabi tutuyor.

Soralım o halde: Devletten kuruş destek alamadan kurulacak bu yeni parti, milyarlarca liralık o devasa teşkilat çarkını nasıl döndürecek?

Eğer önümüzdeki aylarda bu yeni oluşum, Hazine yardımı almadığı halde Türkiye’nin dört bir yanında lüks binalar kiralar, devasa mitingler organize eder ve dev bütçeli kampanyalar yürütürse, sokaktaki vatandaşın şu soruyu sorma hakkı doğar: “Sizin o milyonluk tabelalarınızın parasını kim ödüyor?”

Siyasette yazılı olmayan ama çok katı bir kural vardır: Finansmanı şeffaf olmayan siyasetin, kararları da bağımsız olamaz.

Eğer bu partinin kuruluş maliyetlerini kapalı kapılar ardında birileri karşılıyorsa, yarın Meclis kürsüsünde dile getirilecek siyasi manevralar “ülkenin geleceği” için mi olacaktır, yoksa o sponsorların çıkarları için mi?

“Dertleri gerçekten ülke mi?” sorusunun cevabı, manifestolarında yazdıkları afili cümlelerde değil, ay sonu ödeyecekleri il başkanlığı kiralarının dekontlarında gizlidir. Eğer bütçe şeffaflığı sağlanamazsa, yaşanan şey bir “memleket meselesi” değil, sadece yeni bir ticari-siyasi girişimden ibaret kalacaktır.

Hülasa: Bugün muhalefetin içine düştüğü bu çaresiz tablonun ve toplumdaki umutsuzluğun tek sorumlusu; halka üstten bakan kibriniz ve sokağa inmeye tenezzül etmeyen salon siyasetinizdir. 

Bitti!

Nazan Leblebicioğlu ben,

Yorumlar


Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.