Yarın Cuma… “Hayırlı Cumalar” deyip geçiyoruz. Geçtiğimiz haftalarda Maun Suresi’ni konuştuk; “Dini yalanlayan gösteriş budalasıdır” dedik. Hümeze Suresi’ni konuştuk; “Milleti arkadan çekiştiren, parasına tapıp kibirlenen yandı” dedik.
Şimdi gelelim asıl meseleye. Yarın camiye gittiğinizde bir bakın: Biz Allah’ın emrini mi yapıyoruz, yoksa dededen kalma alışkanlıkları mı?
Allah’ın ilk emri “Oku”. Ama biz okumuyoruz. Okumadığımız için de her şeyi imama soruyoruz. Hoca ne derse “he” diyoruz. Allah, Müzzemmil Suresi 20. ayette namaz için açıkça diyor ki: “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun.”
Emir bu kadar net. Peki, biz namazda ne okuyoruz? Başlarken “Sübhaneke”. Kur’an’da var mı? Yok. Otururken “Tahiyyat”. Kur’an’da var mı? Yok. Allah “Benim ayetimi oku” diyor, biz insanların yazdığı sözleri namazın içine sokuyoruz.
Bize yıllardır “Tahiyyat duası, Miraç’ta Peygamberle Allah’ın sohbetidir” dediler. Halbuki Kur’an’da (Şura Suresi 51. Ayet) Allah’ın bir insanla nasıl konuşacağı bellidir; öyle karşılıklı sohbet yoktur. Bu hikaye uydurmadır.
Daha vahimi şu: Namaz sadece ve sadece Allah’a kılınır. Namazdayken kulun muhatabı tek olan Allah’tır. Siz namazın tam ortasında Allah’ı bırakıp; “Ey Peygamber, selam sana!” derseniz, Salli ve Barik okuyup Peygambere dua yetiştirmeye kalkarsanız ne olur? Allah ile kul arasına bir başkasını, bir kulu sokmuş olursunuz. Allah’ın huzurunda, Allah’tan başkasına yönelmek, ona selam vermek ŞİRK (Allah’a ortak koşmak) değil midir? Biz namazı Allah’a mı kılıyoruz?
Gelelim Cuma hutbesine… Peygamberimiz zamanında hutbe namazdan sonra okunurdu. Niye? Çünkü Cuma ayetinde de geçer; namaz bittikten sonra işi gücü, ticareti olan adam dağılsın, rızkının peşine düşsün diye. İsteyen kalır dinlerdi, işi olan çeker giderdi.
Peki ne zaman değişti? Emeviler döneminde. Yöneticiler kürsüye çıkıp Ehlibeyt’e, Halife Ali’ye hakaret ediyordu. Millet bu çirkin siyaseti dinlemeyip, namazı kıldığı gibi işine gücüne kaçınca; bunlar tuttu “Hutbeyi namazın önüne alalım da millet mecbur dinlesin, kaçamasın” dedi. Biz hala o siyasetçilerin zorbalığını “din” zannedip uyguluyoruz.
En kötüsü de ne biliyor musunuz? Okullarda çocuklarımıza namazı bu “şirk tehlikesi” içeren haliyle öğretiyorlar. Çocuklara Allah’ın “Kur’an’dan okuyun” emrini değil; uydurma hikayeleri, insan sözlerini ezberletiyorlar.
Buradan hocalara sesleniyorum: Bu çocukların vebali boynunuzadır.
Yarın camide hocanıza şu basit soruyu sorun: “Hocam, namaz sadece Allah’a kılınmaz mı? Biz neden namazın tam ortasında Allah ile konuşmayı bırakıp Peygambere selam veriyoruz? Allah’ın huzurunda başkasına yönelmek şirk değil midir?”
Aklınızı kullanın. Ezbere yaşamayın.
Gereksiz sohbetlere girmeyelim diye…
KAYNAKLAR :
Allah’ın “Kur’an’dan okuyun” emri (Müzzemmil 20): https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/M%C3%BCzzemmil-suresi/5495/20-ayet-tefsiri
Allah insanla nasıl konuşur? Tahiyyat hikayesini çürüten ayet (Şura 51): https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C5%9E%C3%BBr%C3%A2-suresi/4574/51-ayet-tefsiri
Cuma namazı sonrası işe/ticarete dağılın emri (Cuma 11): https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Cuma-suresi/5138/11-ayet-tefsiri