Şalvar Geceniz Bittiyse Gerçeklere Dönelim
Pazaryeri’nde Sümen Altı Edilen 2.4 Milyonluk Borç
Bize hep şu eleştiri gelir: “Neden hep belli yerleri yazıyorsunuz? Diğer belediyelerde işler tıkırında mı?” Peşinen söyleyelim; bizim kimseyle şahsi bir meselemiz, hiçbir belediyeye özel bir garezimiz yok. Bizim pusulamız devletin resmi raporlarıdır. Rapor kime çıkmışsa, o masaya yatar. Bugün masamızda, geçtiğimiz günlerde renkli bir “Şalvar Gecesi” ile stres atan Pazaryeri Belediyesi var.
Meydanda ziller çaldı, herkes kurtlarını döktü ve şenlik bitti. Işıklar kapandığına göre, gelin şimdi o şalvarın altına süpürülen devasa borçlara ve Sayıştay raporlarına yansıyan belediyenin arka odalarındaki “sihirli” hesaplara bir büyüteç tutalım.
“Vazgeçilmez” Memurun 455 Bin Liralık Sihirbazlığı
Sayıştay raporundaki ilk detay, bürokraside liyakat yerine bizim çocuk mantığıyla koltuk doldurmanın ne kadar maliyetli olduğunu gösteriyor. Belediyede yıllarca hesap kitap yapan bir “muhasebe dehası” var. Bu kişi, koltuğunu öyle bir garantiye almış ki arkasından işi devralacak tek bir personel bile yetiştirmemiş. Maksat belli: “Ben yoksam sistem çöker.”
Devletin kanunu son derece nettir: Emekli olan birini tekrar memur kadrosuna alıp çalıştıramazsınız. Peki bu yasak nasıl deliniyor? Ufak bir kelime oyunuyla. Bu vazgeçilmez deha, “danışman” unvanıyla eski masasına, eski mesaisine geri döndürülüyor. Kanunun etrafından dolanılarak yapılan bu sihirbazlık gösterisinin sadece 2024 yılındaki faturası ise halkın cebinden çıkan tam 455 bin TL!
Sütü İçip İneği Kaydetmeyi Unutan “Deha”
Peki, uğruna kanunların esnetildiği, 455 bin lira danışmanlık ücreti ödenen bu muhasebeci gerçekten bir deha mı? Sayıştay denetçileri hesaplara bir giriyor ki, ortada 18 yıllık devasa bir hata var.
Durumu şöyle özetleyelim: Ahırınızda bir ineğiniz var, her yıl size düzenli süt veriyor. Siz 18 yıl boyunca bu sütü afiyetle içip satıyorsunuz ama devlete mal varlığınızı beyan ederken “Benim bir ineğim var” demeyi unutuyorsunuz.
Pazaryeri Belediyesi’ndeki durum tam olarak bu! Belediyenin İller Bankası’nda 2.7 milyon liralık bir ortaklık sermayesi (yani ineği) birikmiş. Her yıl bu sermayeden belediyeye kâr payı (yani süt) akmış. Bizim “yeri doldurulamaz” danışman, 18 yıl boyunca gelen kâr payını alıp bütçeye katmış ama o parayı getiren ana sermayeyi resmi deftere kaydetmeyi akıl edememiş. 18 yıl boyunca sütü görüp ineği unutan bu performans, belediyeye 455 bin liralık “danışmanlık” olarak fatura edilmiş.
Sıktı Bu Yöntem: Şirket Üzerinden “Kara Delik” Yaratmak
Eğlence kısımlarını geçersek, asıl büyük hasar belediyenin iştiraki olan şirket üzerinden verilmiş. Belediye şirketi üzerinden devleti borçlandırmak işin “Belediyecilik 101” kısmıdır; yani en ilkel, en tembel ve en çok sırıtan yöntem. Artık Sayıştay denetçileri bu dosyaları gözü kapalı yazıyor. Eğer gerçekten “zeki” ve yakalanması daha zor bir kılıf arıyorlarsa, arka planda dönen çok daha profesyonel illüzyonlar var ama söylemeyeceğim ne diyoruz liyakat! Sayıştay raporuna göre şirketin sırtında tam 2.4 milyon liralık SGK ve vergi borcu var.
Bu, Türkiye’deki birçok belediyede uygulanan ve maalesef alıştığımız “şirket üzerinden devleti borçlandırma” taktiğidir. Sistem şu illüzyonla çalışır:
- Belediye, işçileri kendi kurduğu limitet şirket üzerinden çalıştırır.
- Ay sonu geldiğinde, işçinin “net maaşı” şirkete aktarılır ve ödenir.
- Ancak işçinin devlete ödenmesi gereken SGK primi ve vergisi şirkete gönderilmez, kasada tutulur.
- O tutulan parayla ya başka delikler yamanır ya da bizim “danışman”lara ödeme yapılır.
Bütçenin Bekçileri: Encümen Nerede?
Bu 2.4 milyon liralık borç faiziyle dağ gibi büyürken akıllara tek bir soru geliyor: Belediyenin bütçesini denetlemekle görevli, kararlara imza atan Encümen nerede?
Göz göre göre bir belediye şirketi batırılıyor, devletin kurumuna milyonlarca lira borç takılıyor ama bütçenin bekçisi olması gereken encümenin dünyadan haberi yok. Belli ki “Başkan ne derse o” mantığıyla, okuduğunu ve imzaladığını sorgulamayan bir yapı kurulmuş. İşçi maaşını aldığı için ses çıkarmaz, encümen el kaldırıp indirmekle meşguldür. “Nasıl olsa şirket tüzel kişiliktir, benden sonraki yönetim düşünsün” kolaycılığı, ilçenin geleceğini ipotek altına alır.
Kağıt üzerinde kanun (5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu) çok nettir: Ortada bir “Kamu Zararı” varsa, o hatalı sözleşmelere imza atanların bu zararı cebinden ödemesi gerekir. Ancak bürokrasinin acı gerçeği şudur ki; bu tür hataların bedeli hiçbir zaman o imzayı atan siyasetçiden çıkmaz. Bilecik merkezde SGK borçlarına karşılık halkın öz malı olan arazilerin nasıl elden çıkarıldığını hepimiz yaşayarak gördük.
Hani sosyal medyada vatandaşa soruyorlar, Allah’ın ilk emri nedir? Adamcağızın kafası geçim derdiyle o kadar dolu, memleketin kısır döngüsünden o kadar bıkmış ki; “Valla kim gelse aynı, hiç değişmez!” diyor.
İşte Pazaryeri Belediyesi’ndeki —ve aslında pek çok yerel yönetimdeki— tablo da tam olarak vatandaşın bu acı isyanı gibi. Şirketler üzerinden devlete takılan 2.4 milyonluk borçlar, emekli olup “vazgeçilmez danışman” diye 455 bin liraya masasına dönen muhasebe dehaları, unutulan inekler, içilen sütler… Başkanlar değişiyor, encümenler değişiyor ama o “kim gelse aynı” dedirten düzen hiç değişmiyor.
Velhasıl; şalvarlar çıkıp da gerçekler ortalığa dökülünce, olan yine o faturayı sırtlamak zorunda kalan halka oluyor. Biz Belekoma Haber olarak, kimsenin şahsıyla uğraşmadan, o “hiç değişmeyen” düzenin ipliğini Sayıştay raporlarıyla pazara çıkarmaya devam edeceğiz.
Cumanız mübarek olsun!