Daha dün Osmaneli ilçemize bağlı Soğucakpınar köyünde bir sigara izmariti yüzünden az kalsın ciğerlerimiz yanıyordu. 2 dönüm yer saniyeler içinde küle döndü. Sonra “kazara oldu” deniyor. İtfaiyesi, jandarması, orman ekipleri, o devasa söndürme helikopterleri alevleri ormana sıçramadan durdurmak için canını dişine takıyor.
Biz bir izmaritin bile faturasını bu kadar ağır öderken; bir de bakıyoruz, aklı başında sandığımız koca koca adamlar, ellerinde kibritle kendi tarlalarını göz göre göre ateşe veriyor! Neymiş efendim, hasattan sonra tarlayı anızdan temizlemek lazımmış…
Açık konuşacağım; bunun adı temizlik falan değil, tek kelimeyle cehalettir! cinayettir! Kendi bindiği dalı kesmek, kendi ayağına kurşun sıkmaktır.
O yaktığınız şey sadece kurumuş buğday, arpa sapı değil. Ateşe verdiğiniz o tarlada toprağın nefes almasını sağlayan, ona can veren milyonlarca faydalı canlıyı, börtü böceği diri diri yakıyorsunuz. Toprağın içindeki organik maddeyi, yani tarlanın kendi ürettiği o eşsiz “bedava gübresini” kendi ellerinizle kül ediyorsunuz.
Sonra hasat zamanı gelince “Bu sene verim düştü, toprak kurudu, gübre de ateş pahası” diye sızlanıyorsunuz. E kardeşim, toprağın canını sen o ateşte zaten aldın! Nemi tutturan o yorganı sen yaktın, ne bekliyordun?
Bir Rüzgara Bakar, Sonra “Kazara Oldu” Dersiniz!
İşin sadece kendi toprağını mahvetme boyutu da yok. O anızı yakarken rüzgar bir an yön değiştirse, alevler yan komşunun mahsulüne, yakındaki ormana ya da evlere sıçrasa hesabını nasıl vereceksiniz? Dün Soğucakpınar’da olduğu gibi alevler kontrolden çıkınca “Vallahi kazara oldu” diyerek işin içinden sıyrılabilecek misiniz? O kadar insanın hakkını, yanan ormanların, hayvanların vebalini nasıl ödeyeceksiniz?
Şimdi bazılarınızın “İyi diyorsun da, o kadar sapın çöpün içine tohumu nasıl atacağız? Mecbur sürüp ya da yakıp temizleyeceğiz” dediğini duyar gibiyim.
Çözümü çok basit, teknoloji bunun için var! Gidip o pullukla toprağın bağrını deşmenize veya elinize kibrit almanıza hiç gerek yok. Artık tarımda ezber bozan “Doğrudan Ekim Mibzeri” (Anıza Ekim Mibzeri) denilen harika icatlar var.
Bu özel makinelerin önünde çok keskin diskler bulunuyor. Traktör tarlaya girdiğinde, bu diskler yüzeydeki o kalın anız tabakasını jilet gibi yarıp geçiyor. Toprağı koca koca kesekler halinde devirmeden, altüst etmeden, sadece tohumun gireceği kadar incecik bir çizgi açıyor. Makine tohumu ve gübreyi o daracık çizginin içine bırakıp, arkasındaki baskı tekerlekleriyle de toprağı usulca kapatıp sıkıştırıyor. Hepsi bu kadar!
Sonuç: Hem Cüzdanınız Hem Toprağınız Kurtuluyor
Ziraat mühendisleri, bilim insanları bas bas bağırıyor: “Anız yakmak toprağı öldürür, erozyonu artırır, verimi düşürür!” diye. Artık aklımızı başımıza devşirme, şu eski, zararlı ve cahilce ezberleri bozma zamanı. Doğanın şakası yok, kuraklık kapıda. Kendi ekmeğinizi, kendi geleceğinizi kendi ellerinizle yakmaktan vazgeçin artık!