Bilecik’te Erken Filizlenen Çilek Bir Vivipari Örneği Mi?

0
vivipari ornegi mi

Bilecik’te Erken Filizlenen Çilek Bir Vivipari Örneği Mi?

Bilecik’in Osmaneli ilçesinde pazardan aldığı çileğin görüntüsünü sosyal medya hesabından paylaşan Turan Büyükbeyhan adlı vatandaş gördüğü manzara karşısında şaştı kaldı. Çileğin yeniden filizlendiğini gören vatandaş, ürünün hormon nedeniyle bu hale gelmiş olabileceğini düşünerek, yetkililerin bu durum ile ilgili bilgilendirme yapmasını istedi. Daha önce de benzer görüntüler domateslerde görülmüş ve bu görüntüler de hem sosyal medya ve basına yansımıştı.

Alınan bilgilere göre, daha önce domates ve biber gibi ürünlerde de rastlanan bu olay çilekte de görülebiliyor, uygun ortam oluşması durumunda ortaya çıkıyor ve zamanından önce çimlenme ya da vivipari olarak biliniyor.

Tohumda ABSİZİK ASİT (ABA) eksikliği olduğunda tohum meyve içerisinde çimlenebiliyor. Bu olay, zamanından önce çimlenme ya da vivipari olarak adlandırılıyor. ABA’nın aynı zamanda güçlü bir çimlenme inhibitörü (engelleyicisi) olduğu ve olgunlaşma (kuruma) öncesinde erken çimlenmeye engel olduğu öğrenildi.

Büyükbeyhan, ”Neden son zamanlarda böyle vakalar çoğaldı. Mevsimsiz yetişen sebze ve meyvede daha sık görülür oldu. Meyve mevsiminde olmadığı için kendine gerekli besinleri alamadığında oluşumunu tamamlayamadığından dolayı veya bu bitkiye yüklenen ilaçlar gübreler yüzünden mi ? ” dedi ve konu ile ilgili olarak Bilecik İl Tarım ve Orman Müdürlüğünden bilgilendirme yapılmasını istedi.

 

TOHUMLA ÇOĞALTIM

Tohumla çoğaltım bitkilerin doğada üremelerini sağlayan en önemli yöntemdir. Bu yöntem kültüre alınmış bir çok bitki için de en yaygın kullanılan çoğaltım yöntemidir.
Botanik anlamda tohum, döllenme olmadan ya da döllenme sonucu oluşmuş embriyoyu içeren olgunlaşmış bir tohum taslağı (ovul)’dır.
Her tohum;
• embriyo,
• besin maddelerinin depo edildiği doku,
• koruyucu bir dış tabakadan oluşmuştur.

Embriyo

Embriyo, döllenme sürecinde dişi ve erkek eşey hücrelerinin birleşmesi sonucu ya da döllenme olmadan anaya ait embriyogenik hücrelerin farklılaşmasından meydana gelen yeni bir bitki taslağıdır.
Embriyo, bir ucunda sürgün ve diğer ucunda kök büyüme noktaları olan bir embriyo ekseni ile bu eksene tutunmuş bir ya da daha fazla sayıda tohum yaprağından (kotiledonlardan) oluşmuştur.

Bitkiler kotiledon sayılarına göre sınıflandırılırlar. Bunlar:

– Monokotilonlar (tek çenekli bitkiler) (örneğin, hindistan cevizi, mısır, çim bitkileri) tek kotiledona,
– Dikotiledonlar (çift çenekli bitkiler) (örneğin, bezelye, şeftali, gül) iki kotiledona;
– Açık tohumlular (gymnospermler) (örneğin, çam) on beş kadar kotiledona sahiptir.

Besin Maddelerinin Depo Edildiği Doku
Besin maddelerinin depo edildiği doku, dikotiledon bitkiler için çenek yapraklar (kotiledonlar) ve değişen derecelerde endosperm dokudur. Monokotiledon bitkiler için endosperm, açık tohumlu bitkiler için (gymnosperm) dişiye ait haploid gametofit dokudur.

Tohumlar besin maddelerinin depo edildiği dokuya göre 3 tipe ayrılmaktadır:
Endospermli tohumlar: Bunlarda embriyo, normal büyüklüğünün 1/2-1/3’üne ulaştığı aşamada kotiledonların büyümesi durmaktadır. Türlere bağlı olarak kalan tohum boşluğunda endosperm veya nusellus (perisperm) yer almaktadır. Manolya ve açelya endospermli tohumlara örnektir.

Endospermsiz tohumlar: Bu tip tohumlarda önce nusellus dokusu tüketilerek endospermde hücre bölünmesi ve büyümesi yoluyla hızlı bir gelişme meydana gelmekte ve daha sonra endosperm tüketilerek kotiledonların çevresinde hücre bölünmesiyle embriyo genişlemesi meydana gelmektedir. Sonunda bu tohumlarda endosperm ve nusellus sadece embriyo ve tohum kabuğu arasında kalıntı düzeyine inmektedir. Bu gruba armut ve marul tohumları örnektir.
Sınıflandırılmamış tohumlar: 1) Tohum içinde değişmiş embriyo yapısı ve yeri ile monokotiledonların
tohumları (örneğin, mısır), 2) dişiye ait haploit gametofitik dokuyu besin deposu olarak kullanan gymnospermler (açık tohumlular) (örneğin, çam) ve 3) besin maddelerinin depo edildiği dokuyu üretemeyen orkide tohumları bu gruba girmektedir.

1 Tohumu Koruyucu Tabakalar

Tohumun koruyucu tabakaları, tohum kabuğu, nusellus ve endosperm kalıntıları ve bazen meyve kısımlarını kapsamaktadır.

Bu katmanlar, embriyoyu mekanik olarak koruyucu örtülerdir. Bu sayede tohumlar zarar görmeksizin işlenebilmekte, uzak mesafelere taşınabilmekte ve uzun süre depolanabilmektedir. Ayrıca tohum kabuğu çimlenmeyi de kontrol etmektedir.

Testa olarak da adlandırılan tohum kabuğu çiçekte tohum taslağının (ovul) integümentlerinden meydana gelmiştir.
Genel olarak tohum kabuğunun dış katmanı kurudur. Bazen bu kabuk kalınlaşmış ve sertleşmiş kahverengi bir renk almıştır. Tohum kabuğunun iç katmanları ise ince, geçirgen ve zar yapısındadır. Bazen iç katmanlarda endosperm ve nusellus kalıntıları bulunmaktadır. Bazı bitkilerde meyve kısımları tohuma yapışmış durumdadır. İkisi birlikte tohum olarak ifade edilmektedir. Sert çekirdekli meyve türlerinin çekirdeği ve ceviz kabuğunda olduğu gibi tohumun koruyucu dış katmanı perikarpin sertleşmiş bir kısmıdır.

ÇİÇEKTEN MEYVE, TOHUM VE EMBRİYONUN OLUŞUMU

Angiospermlerde (kapalı tohumlular) çiçek yapıları ile meyve ve tohum kısımları arasındaki ilişkiler:
Yumurtalık (perikarp) > meyve
Ovul (tohum taslağı) > tohum
İntegümentler > testa (tohum kabuğu)
Nusellus > perisperm (genellikle yok olur ya da küçülür, bazen besin dokusu olarak kullanılır)
2 polar çekirdek + sperm çekirdeği (erkek gametlerden birisi) > endosperm (3 n) (besin dokusu)
Yumurta hücresi + sperm çekirdeği (erkek gametlerden diğeri) > embriyo (2n)

TOHUMUN GELİŞME SAFHALARI

TOHUMUN 1. GELİŞME SAFHASI – EMBRİYO FARKLILAŞMASI: Bu safha, hücre bölünmeleri ile embriyo ve endospermde meydana gelen farklılaşmalar ile tanımlanır. Bu safhada embriyo, kotiledon aşamasına kadar ulaşır.
Dikotiledonlarda embriyo farklılaşmasının evreleri proembriyo, globular (küremsi yapı), kalp, torpedo ve kotiledon’dur.

Monokotiledonlarda bu evreler proembriyo, globular (küremsi yapı), skutellar ve koleoptilar’dır.
Dikotiledonlarda embriyo farklılaşması evreleri: Yumurta ve sperm çekirdeklerinin birleşmesinin ardından enlemesine bir hücre bölünmesi meydana gelir ve proembriyo oluşur. Bu bölünme ile bir apikal (üstte) ve bir bazal (altta) hücre oluşur. Apikal hücre embriyoyu meydana getirir. Bazal hücre ise suspensoru oluşturur. Suspensor, dikotiledonlarda tek ya da çok hücreli bir sütundur. Suspensorun görevi, proembriyoyu embriyo kesesinin boşluğuna itmek, proembriyoya besin absorbe etmek ve göndermektir. Embriyoya besin, endospermden beslendiği ileri gelişme aşamalarına kadar suspensor tarafından sağlanır.

16 hücreli globular embriyoda doku farklılaşması belirgin hale gelir. Dıştaki hücre katmanı embriyonun epidermal hücrelerine, iç kısımdaki hücreler ise prokambiyum ve temel meristeme gelişecektir.

Kotiledon primordiumu (taslağı) embriyo oluşumunun kalp aşamasında görülür. Bu primordiumların uzadığı aşama, embriyonun torpedo aşamasıdır. Torpedo aşamasında embriyo apikal meristem, kökcük, kotiledonlar ve hipokotil oluşturmak üzere hazır duruma gelmektedir.

2 Monokotiledonlarda embriyo farklılaşması safhaları: Suspensor dışında proembriyo ve globular aşamalar dikotiledonlardakine benzemektedir. Suspensor, monokotiledonlarda daha az farklılaşmıştır. Globular safhanın sonlarında dıştaki epidermal katman belirgindir ve proembriyonun bir tarafında bir hücre grubu çok hızlı bölünmektedir Bunlar embriyo eksenini meydana getirecektir. Kotiledon, gelişimin skutellar aşamasında gözükebilir. Dikotiledon embriyolardaki kotiledon çifti, monokotillerde skutellum olarak ifade edilen modifiye edilmiş tek bir kotiledona azaltılmaktadır. Skutellum, endosperm ve embriyo ekseni arasında iletken doku olarak rol oynar. Embriyo ekseni plumul (sürgün) ve kökcüğe farklılaşır. Monokotiledonlarda embriyo ekseni, ayrıca, çimlenme süresince sürmeye yardımcı olmak üzere sürgün ve kök dokusunu saran özel bir dokuya sahiptir. Bunlar koleoptil ve koleorhizadır.

Gymnospermlerde embriyo farklılaşması safhaları: Gymnospermlerde tohum meyve içerisinde yer almaz. Onun için bunlara açık tohumlular denir. Ayrıca gymnospermlerde gerçek bir triploid yapıda endosperm bulunmaz. Gelişmekte olan embriyo, haploid dişi gametofitik dokudan beslenir. Döllenmeden sonra tek bir tohum içerisinde birkaç embriyo gelişmeye başlar. Bu embriyoların genel olarak biri olgunlaşı r. Bazı angiospermlerde (kapalı tohumlularda) tohum birkaç haftada olgunlaşabilir. Oysa gymnosperm (açık tohumlular) kozalaklarının gelişmiş durumdaki tohumları vermeleri 2 yılı alabilir.

Çamlarda embriyo farklılaşması için önce döllenmiş yumurta hücresi, aralarında hücre duvarı meydana gelmeden serbest çekirdek safhasını oluşturmak üzere çok sayıda bölünür. Daha sonra bu çekirdeklerin çevresinde hücre duvarı oluşur. Bu hücreler bir embriyo dizisi ve bir suspensor dizisi şeklinde organize olur. Suspensor daha sonra suspansor hücrelerine ve embriyonal suspensor tüpüne farklılaşır. Suspensor hücreler uzar. Tek bir tohum içinde çok sayıda embriyo vermek üzere ayrılır. Genellikle bu embriyolardan sadece birinde gelişme devam eder. Proembriyo, kotiledon taslaklarının oluşmasından önce epidermal bir katmana farklılaşır. Daha sonra çok sayıda kotiledon oluşur.

POLÍEMBRÍYONÍ VE APOMÍKSÍZ

Poliembriyoni ve apomiksiz, zigot ve embriyo oluşumundan farklılık göstermektedir. Poliembriyoni, tek bir tohumda birden daha fazla embriyo gelişmesidir.

Adventif embriyoni (Nusellar embriyoni): Nusellusta ya da bazen integümentlerdeki bazı hücreler embriyogenik potansiyele sahip olmakta ve embriyo oluşumu meydana getirmektedir. Genetik olarak bu embriyolar ana bitkinin aynısıdır ve apomiktik olarak ifade edilmektedir.

Adventif embriyoni özellikle turunçgiller ve mango gibi önemli subtropik ve tropik türlerde dikkat çekmektedir. Bu türlerde zigotik ve apomiktik embriyolar aynı tohumda meydana gelebilmektedir. Bu türlerde adventif embriyo oluşumu için döllenmenin uyarıcı etkisine ihtiyaç duyulmaktadır. Diğer bazı türlerde (örneğin kaktüsgillerden frenk inciri) tozlanma ve döllenmeye gerek duyulmamaktadır.

Apomiksiz: Mayoz bölünme ve döllenme olmadan embriyo meydana gelmesidir. Embriyonun ve bundan gelişecek bitkinin genotipi, tohumu veren bitki ile aynı olmaktadır. Apomiksizde, tohum üretimi aseksüeldir. Tekrarlanmayan apomiksiz: Bu tip apomiksizde mayoz meydana gelmekte ve embriyo doğrudan döllenme olmaksızın yumurta çekirdeğinden oluşmaktadır. Yumurta haploit yapıda olduğu için meydana gelen embriyo da haploit olmaktadır. Bu olay, bir bitkide süreklilik göstermediği için buna tekrarlanmayan apomiksiz denilmektedir.

Vejetatif apomiksiz: Ovul (tohum taslağı) içerisinde bir embriyonun aseksüel çoğaltımıdır.

Poliembriyoni ve Apomiksizin Önemi

• Poliembriyoni, embriyo oluşturma potansiyelinin zigot ile sınırlandırılmadığını ve çeşitli somatik hücrelerin de bu potansiyele sahip olabileceğini göstermektedir.

• Apomiksizde, tohumdan elde edilmiş bitkiler aynı genotipe sahiptir.
• Apomiktik çeşitlerin önemi, çeşidin hangi amaçla kullanılacağına bağlıdır. Örneğin, turunçgillerde (Citrus spp.) genç apomiktik bitkiler çok kuvvetli gelişmekte, gençlik kısırlığı periyodu uzun sürmekte, dikenlilik göstermekte, meyve kalitesi düşük olmakta ve bu nedenlerden dolayı apomiktik tohumlar çeşitlerin çoğaltımı amacıyla kullanılmamaktadır.

• Diğer taraftan apomiksizde embriyo oluşumu sürecinde virüsler engellendiğinden dolayı turunçgillerde virüsten ari çeşit elde edilmek istendiğinde apomiktik tohumlar bu çeşitlerin çoğaltımında kullanılabilmektedir.
• Apomiktik tohumlardan elde edilmiş bitkilerin, gelişme kuvvetlerinin iyi olması, virüslerden ari olması ve bir örneklilik (homojenlik) göstermelerinden dolayı bunların anaç olarak kullanımı çok büyük önem taşımaktadır.
• Yaprak, sürgün gibi vejetatif organları değerlendirilen ve bu nedenle vejetatif büyümenin önem kazandığı bitkilerde de apomiksiz faydalıdır. Örneğin, çim bitkilerinde bir çok apomiktik tür ve çeşitte bu durum söz konusudur.

TOHUMUN 2. GELİŞME SAFHASI – HÜCRE BÜYÜMESİ: Bu safha, besin rezervlerinin birikiminden dolayı hızlı bir hücre büyüme periyodudur. Tohumun depo organlarına karbonhidratlar, yağlar, proteinler ve diğer biyokimyasal maddeleri kapsayan kompleks depo ürünleri birikmektedir. Bu maddeler sadece tohumdan gelişen bitki için değil, aynı zamanda, insan ve hayvanlar için de temel besinleri sağlamaktadır. 2. safha, tohumda DNA, RNA ve protein sentezinde büyük bir artışın olduğu aktif bir periyottur. Besin rezervleri, gelişmekte olan tohumda ana bitkiden tohuma taşınan fotosentez ürünlerinden yapılır. Bunun için sakaroz, asparajin, glutamin ve mineral maddeler gibi molekül ağırlığı küçük olan bileşiklerin taşınımına ihtiyaç duyulur.

Dikotiledonlarda ana bitki ile tohum arasında funikulus boyunca doğrudan bir vasküler bağlantı (floem ve ksilem) bulunmaktadır. Fotosentez ürünleri ve su gelişmekte olan tohumun kabuğuna bu vasküler sistem ile taşınır. Tohum kabuğundan nusellus, endosperm ya da embriyoya doğrudan vasküler bir bağlantı yoktur. Asimilatlar embriyoya difüzyon yoluyla ulaşmaktadır. Böylece bir çok virüs ve büyük kompleks moleküller etkili bir şekilde embriyodan uzak tutulmaktadır. Ancak bunlar tohumun dış katmanlarında birikebilmektedir.

Monokotiledonlarda, ana bitki ile gelişmekte olan tohum arasında doğrudan bir vasküler bağlantı bulunmamaktadır. Bunlarda fotosentez ürünlerinin endosperme geçişini kolaylaştıran ve transfer hücreler olarak adlandırılan tohum ve ana bitki yüzeyinde bir hücre grubu bulunmaktadır.

Depo bileşiklerinin sentezi için spesifik mRNA’lara ihtiyaç duyulmaktadır. Embriyo gelişiminin bu aşamasında çok spesifik genler aktif duruma geçmekte ve bu genler bitkinin yaşamında sadece embriyo oluşumu sırasında ifade edilmektedir.

TOHUMUN 3. GELİŞME SAFHASI – OLGUNLAŞMA (KURUMA) (su kaybı ile tohumda yaş ağırlığın belirgin derecede azalması): Bu dönemde tohumlar fizyolojik olgunluğa ulaşmıştır. Fizyolojik olgunluk, bitki üzerinde tohumun (embriyonun) maksimum kuru ağırlığa ulaştığı aşamadır. Meyveden ayrılan fizyolojik olgunluk aşamasındaki tohumlar yüksek çimlenme potansiyeli sergiler. Olgunlaşma (kuruma) safhası (3. safha) hızlı su kaybı ile karakterize edilmektedir. Funikulus boyunca tohumla ana bitki arasında vasküler bağlantı artık bulunmamaktadır. Funikulusun tohum kabuğuna bağlandığı yer olan hilum, tohum tamamen kuruyuncaya kadar suyun uzaklaşmasına izin veren bir valf gibi görev yapmaktadır.

Kuruma aşamasından önce tohumda gelişme ile ilgili proteinlerin sentezi durur ve yeni proteinler sentezlenir. Bunlar içerisinde en önemlisi geç embriyogenez (LEA) proteinleridir. LEA proteinleri tohumdan su kaybının etkisiyle sentezlenmektedir. Kuruma süresince koruyucu olarak görev yapmaktadır. Ayrıca kuruma sürecinde tohum, belirli şekerlerin ve oligosakkaritlerin artışı yoluyla da korunmaktadır.

Normalde olgunlaşma (kuruma) öncesinde tohum çimlenmez. Bunun nedeni tohumdaki yüksek absizik asit (ABA) (engelleyici özellik taşıyan bitki hormonu) kapsamı ve yüksek osmolaritedir.

Olgunlaşma (kuruma) başlarken, yeni geç embriyogenez / erken çimlenme mRNA’ları üretilmektedir. Bunlar tohumda çimlenme için esas olan proteinleri üretmektedir.

BİTKİ HORMONLARI (BÜYÜMEYİ DÜZENLEYİCİ MADDELER) VE
TOHUM GELİŞİMİ

Bitkinin diğer kısımlarıyla kanlaştınlırsa, genellikle, tohumlarda bitki hormonlarının konsantrasyonları yüksektir. Bu hormonlar ile tohum gelişimi arasındaki ilişkiler;
1) Embriyonun gelişimi ve farklılaşması,
2) Besin rezervlerinin birikimi,
3) Çimlenme ve erken fide gelişimi süresince kullanmak üzere bu birikimin depolanması ve
4) Meyve dokusunun büyümesi ve gelişmesi aşamalarında ortaya çıkar.
OKSİN: Doğal bir oksin olan indol asetik asidin serbest ve bağlı formları gelişmekte olan tohumlarda bol miktarda bulunur. Serbest IAA gelişme sürecinde yüksektir. Fakat, olgun tohumlarda azalmaktadır. IAA’in bağlı formları olgun tohumlarda ve çimlenme sırasında bol miktarda bulunur. Serbest IAA, erken fide gelişimi sırasında kullanılmak üzere bağlı formdan ortaya çıkmaktadır. Gelişmekte olan tohumda sentezlenen oksinin, meyvenin gelişimine devam etmesi yönünde sinyal verdiği kanıtlanmıştır. Eğer döllenme gerçekleşmemiş ya da daha sonra tohum yok olmuş ise meyveler genellikle dökülmektedir. Domatese oksin uygulanması partenokarpik (tohum olmadan) meyve gelişimini uyarmaktadır.

GİBBERELLİNLER: Tohum gelişimi sürecinde (1. ve 2. dönemlerde) giberellinlerin çeşitli formları bol miktarda bulunur. Tohum olgunluğunda aktif formları azalır ve yerini bağlı formlara bırakır. Oksin gibi, bu bağlı formlar çimlenme sırasında kullanılır. Giberellinler tohum gelişiminde temel rol oynamayabilirler. Oksinler gibi tohumda üretilen giberellinler de meyve gelişimi için sinyal verebilir. Üzümlerde olduğu gibi giberellinler partenokarpik meyve gelişmesine neden olabilir.

SİTOKİNİNLER: Sitokininlerin bazı serbest ve bağlı formları gelişmekte olan tohumlarda yüksek miktarlardadır. Sitokininlerin en yüksek konsantrasyonu embriyo oluşumunun hücre bölünme aşamalarında (1. ve 2. aşama) bulunmuştur. Sitokininler suspensor tarafından sağlanmaktadır. Sitokininler bitkilerde hücre bölünmesinin kontrolünde ve embriyonun ilk aşamasında farklılaşma fazında önemli rol oynar.

ABSİZİK ASİT (ABA): Gelişmekte olan tohumlarda ABA düzeyleri yüksektir (2. aşama). ABA’nın tohumlarda bir çok önemli depo proteininin üretimini uyardığı görülmüştür. ABA 2. aşamada tohumda besin maddesi rezervlerinin birikimini kolaylaştırmak üzere açığa çıkmaktadır. ABA aynı zamanda güçlü bir çimlenme inhibitörüdür (engelleyicisidir) ve olgunlaşma (kuruma) öncesinde erken çimlenmeye engel olur. ABA eksikliği olan mutantlar tohum oluşumunu tamamlamada başarısızdır. Bu mutantlarda tohum meyve içerisinde çimlenir. Bu olay, zamanından önce çimlenme ya da vivipari olarak bilinir.

ETİLEN: Brassica türlerinde tohum gelişimi boyunca önemli miktarlarda etilen üretilir. Ancak tohum gelişimi sürecinde etilenin rolü konusunda çok fazla çalışılmamıştır. Buna karşın, olgunlaşma (kuruma) sırasında gelişmekte olan embriyolarda yeşil rengin kaybolmaya başladığı dönemde Brassica embriyolarında etilen üretiminin yüksek olması ilginçtir. Birçok tohumda, embriyolar klorofil içermektedir. Embriyolar gelişmenin 1. ve 2. aşamalarında yeşil renklidir. Olgunlaşma sürecinde embriyolar yeşil rengini kaybedip sarı renge dönüşürken klorofilde de belirgin bir kayıp ortaya çıkmaktadır. Etilenin yaprak yaşlanmasındaki rolü bilinmektedir. Bu durum, etilenin embriyoda yeşil rengin kaybolmasında da etkili olabileceğini göstermektedir. Etilen, tohum gelişiminde küçük bir role sahiptir.

TOHUMLA ÇOĞALTIM

Tohumla çoğaltım, bir çok bitki türünde etkili ve ekonomik bir çoğaltım metodudur. Bu yöntem sebze ve süs bitkileri başta olmak üzere birçok bahçe bitkisinin çoğaltımında da yaygın olarak kullanılmaktadır. Sebze ve çiçek tür ve çeşitlerinde tohumdan elde edilmiş genç bitkilere fide denilmektedir.

Meyve türlerinde çeşitler klonal olarak aşı, çelik, daldırma gibi vejetatif yöntemler ile çoğaltılmaktadır. Meyve türlerinin genetik yapısı genellikle yüksek düzeyde heterozigotik olduğu için tohumdan elde edilen bitkilerde geniş bir genetik açılım meydana gelmektedir. Bu nedenle meyve türlerinde tohumla çoğaltım, kültür çeşitlerinin çoğaltımında kullanılmamaktadır. Bununla birlikte meyvecilikte tohumla çoğaltım, anaçların (üzerine aşı yapılan bitki) üretiminde kullanılan yöntemlerden birisidir. Tohumla çoğaltılan anaçlar çöğür, yoz gibi isimler almaktadır. Yoz, kültür çeşitlerinin tohumlarından elde edilen anaçlar için kullanılan bir terimdir.

Ayrıca, tohumla çoğaltım meyve türlerinde ıslah çalışmalarında (melezleme ıslahı) melez bitkilerin elde edilmesinde kullanılmaktadır.

TOHUM KAYNAKLARI

Geçmişte, üretici bir sonraki ekim dönemi için ihtiyaç duyduğu tohumu, o dönemin ürününden karşılamaktaydı. Bu usul özellikle geri kalmış ülkelerde halen uygulanmakta ise de günümüzde tüm dünyada modern tohum üretimi çok özelleşmiş büyük bir endüstri haline gelmiştir.

Dünyada özelleşmiş tohum şirketlerinin ortaya çıkış nedenleri:

• Kamu ve özel araştırma kuruluşlarındaki ıslahçılar tarafından çoğu hibrit olan yeni çeşitlerin geliştirilmesindeki artış,
• Tohum partilerinde genetik saflığa olan gereksinim,
• Üreticilerin, çimlenme özellikleri iyileştirilmiş yüksek kalitede tohuma olan talebi,
• Zararlanmış, normal boyutlarda olmayan tohumlar ile yabancı tohumları elimine ederek, tohum
kaynaklı patojenleri azaltarak daha yüksek kalitede tohumların elde edilmesine olanak sağlayan özel tohum temizleme ekipmanlarının ve işleme tekniklerinin geliştirilmesi,
• Ekim öncesi tohum uygulamalarındaki gelişmeler.
Sebze ve Çiçek Türlerinde Tohum Kaynakları Ticari tohum kaynakları (Tohum firmaları)
• Tek yıllık bahçe bitkilerinden sebze ve çiçek türlerinde ticari tohum üretimi özelleşmiş intensif bir endüstridir.
• Tohum firmaları (ticari tohum kaynakları), ıslah çalışmaları sonucunda geliştirilmiş çeşitlerin
tohumlarını genetik karışıklık yaratmadan (kontrol dışı tozlanmalara karşı tür ve çeşitlere göre
belirlenmiş izolasyon mesafelerine dikkat ederek) üretmektedir.
• Bu üretim uygun ekolojik koşullarda (örneğin, tohumların hasat edildiği periyotta yağışsız ve düşük nem koşulları) doğru teknikler kullanarak yüksek çimlenme kapasitesinde, sağlıklı olarak büyük miktarlarda yapılmaktadır.
• Hasat edilen tohumlar öncelikle temizlenmektedir (yabancı maddelerden ve diğer bitki tohumlarından temizleme).
• Ekim öncesinde bu tohumlara çeşitli uygulamalar (çimlenmeyi artırıcı ve ekimi kolaylaştırıcı) yapılabilmektedir.
• Üretim sürecinin her aşamasında tohumlar çeşitli testlerden (çimlendirme testleri gibi) geçirilmektedir.
• Son olarak tohumlar kullanılıncaya kadar kaliteyi korumak için uygun bir şekilde ambalajlanmakta ve muhafaza edilmektedir.

Ticari bir tohum partisinin üretim ve işleme prosedürü
İşlem:

Genetik seleksiyon Tohum üretimi
Tohum hasadı
Tohum temizleme
Tohum uygulamaları
Paketleme ve depolama
4., 5. ve 6. aşamalarda tohum testlerinin yapılması

Amaç:

Üstün çeşitlerin ıslahı

Tohum çimlenme potansiyeli ve verimi yüksek üretim
En uygun gelişme aşamasında ve kaybı en az düzeye indirerek tohum kalitesini ve verimini en üst düzeye çıkarmak
Tohumları meyveden ayırmak, tohum olmayan materyali ve yabancı tohumları uzaklaştırmak
Ekimi kolaylaştırmak ya da tohumlarda çimlenmeyi iyileştirmek
Pazarlanana ya da üretici tarafından
kullanılıncaya kadar tohum kalitesini koruma
Kalite kontrollerini sağlamak
Odunsu Bitki Türlerinde Tohum Kaynakları
Ticari tohum kaynakları (Tohum firmaları): Bu türlerin bir kısmında da ticari anlamda tohumlan toplayarak ya da üreterek satan firmalar bulunmaktadır. Firmalar ambalajlarda tohumun adını, menşei (kaynak) bilgilerini varsa özelliklerini belirtmelidir. Bazı türlere ait tohumlar sertifikalı olarak da elde edilebilmektedir.
Tohum değişimleri: Bir çok arboretum ve botanik bahçesi tohum değişimi yapabilmekte ya da özel tohumları küçük miktarlarda sağlayabilmektedir.
Tohum toplama: Ağaç ve çalı tohumları, bir ağaçtan, fidanlıktan, özel tohum koleksiyon alanlarından, tohum üretim alanlarından, parklardan, yol kenarlarından ya da ağaçlıklardan toplanabilir. Bu işlem tohum alınan ağacın kontrol altında olması ile avantajlı duruma gelir. Tohum toplama işi her bir tür için özel bilgiye ve uygun bir tohum hazırlama tekniğine gereksinim duyar.
Tohum bahçeleri: Tohum bahçeleri ya da plantasyonları özellikle değerli türlerde tohum kaynağı ağaçların korunması, bazı türlerde anaç üretimi ya da orman ağaçlarının geliştirilmesinde kullanılır. Bir tohum bahçesi ya da plantasyonunun en önemli avantajı bilinen ve çoğu zaman genetik olarak üstün özelliklere sahip sürekli bir tohum kaynağı oluşlarıdır. Ayrıca, hayvan ya da çevre koşullarından kaynaklanan kayıp azalacağı için bu plantasyonlarda hasat edilen tohum miktarı en üst noktaya ulaşır. Meyve işleme tesisleri: Bazı meyve türlerinde meyve suyu, konserve, reçel, pekmez vb. imalatı aşamasında ya da kuru meyvelerin (kuru kayısı gibi) elde edilmesi sırasında çıkarılarak tohumlar çöğür anaç üretiminde kullanılabilmektedir. İmalat sırasında uygulanan ısıl işlem tohumlarda embriyoyu zararlandırabilmektedir.

TOHUM HASADI VE TEMİZLENMESİ

Olgunluk

Tohum genel olarak fizyolojik olgunluğa ulaştığı zaman hasat edilir. Fizyolojik olgunluk, bitki üzerindeyken tohumda kuru ağırlıkta daha fazla bir artışın meydana gelmediği aşamadır. Tohum üretim sürecinde fizyolojik olgunluk aşamasını ve tohumun nem kapsamını belirlemek için sık olarak örnek alınır. Tohum erken dönemde, embriyo gelişmesi yetersizken hasat edilirse ince yapılı, hafif, buruşuk, düşük kalitede ve kısa ömürlü olur. Tohumda nem kapsamı, tohumun standardize edilmiş koşullarda kurutulmasının ardından ağırlık kaybının hesaplanması ile belirlenmektedir.

Hasat, kurutma, temizleme

1) Tohum ve meyve kısımları birleşmiş kuru meyveli bitkilerde (çim bitkileri, mısır gibi) tohum hasadı tek bir operasyon ile bitkinin kombine bir makine ile biçilmesi ve tohumlarının ayrılmasıyla yapılır. Diğer bazı bitkiler ise önce biçilir, yığın yapılır, kurutulur ve tohumları ayrılır. Hasat sürecinde düşük nem koşullarının olması önemlidir. Yağış tohumlara zarar verir.

2) Olgunlaşınca meyveleri yarılan ve kuru tohumları açığa çıkan bitkiler (hercai menekşe, petunya, soğan, lahana, bamya vb) bu dönemden önce hasat edilir, 1 -3 hafta kurutulur ve daha sonra tohumlar bitki ve meyve artıklarından, yabancı ot ve diğer bitkilerin tohumlarından temizlenir. Bu amaçla geliştirilmiş tohum temizleme ekipmanları ve makinalarından yararlanılabilir.

Ticari tohumlar özel makinalar ile hasat edilebilir. Bunlar aynı zamanda tohumları meyvelerinden ayırır ve yabancı maddelerden temizler.

3) Etli meyveli bitkilerden domates, biber, patlıcan, kabak gibi sebzelerin ticari anlamda tohumları özel geliştirilmiş makinalarda ayrılır. Elma, armut, şeftali, kayısı, erik, üzüm gibi meyvelerde olgunlaşmış üründen tohumların ayrılması kolay olmaktadır. Küçük tohum partileri için meyveler kesilmekte, içi oyulmakta, fıçılara konulmakta, süzgeç üzerinde ovularak yıkanmaktadır. Daha büyük partilerde meyveler fermentasyona bırakılmaktadır. Fermentasyonda, yumuşatılmış meyveler büyük fıçılara konulmakta ve ara sıra karıştırılarak 21oC’de 4 gün tutulmaktadır. Meyvenin pulp kısmı tohumdan ayrılmaktadır. Dolgun olan tohumlar dip kısma çökmektedir. Tohumlar yıkandıktan sonra gölge bir yerde kurutulmaktadır.

Ahududu, böğürtlen, çilek gibi meyvelerde meyve eti mikser ya da blender yardımıyla parçalanabilmektedir. Daha sonra yüzdürme yöntemi ile tohumlar meyve etinden ayrılmaktadır (yüzdürme, su içinde meyve artıkları ve olgunlaşmamış tohumlar gibi hafif maddelerin suyun üst kısmına çıkması, daha ağır olan olgun tohumların suyun alt kısmında birikmesi ve böylece tohumların meyve eti gibi diğer kısımlardan ayrılmasıdır).
Tohumlar yıkandıktan sonra kurutulmalıdır. Düşük nem koşullarında doğal olarak kurutulabildiği gibi ısı uygulanarak da kurutulabilmektedir. Kurutma sıcaklığı 43oC’yi aşmamalıdır. Eğer tohumlar çok yaş ise 32oC uygundur. Bir çok tohumun muhafazası için uygun olan minimum nem kapsamı %6-15’dir.

Kozalaklılarda tohum ayırma:

Bazı türlerde kozalaklar 2-12 hafta süreyle açık havada, bazılarında ise birkaç saat ya da 2 gün süreyle 46-60oC sıcaklıkta kurutulduklarında açılmaktadır. Daha sonra pullar kalkmakta ve tohumlar açığa çıkmaktadır. Bu tohumların dökülmesi için kozalaklar bir fıçı içerisinde sallanmalı ya da bir zemin üzerinde tırmıklanmalıdır. Tohumlar kozalaklar kapanmadan hemen ayrılmalıdır. Kozalaklı ağaçların tohumları kanatlıdır. Küçük tohum partilerinde bu kanatlar ıslatılmış el içerisinde tohumlar ovularak ya da çuvallara gevşek olarak konulmuş tohumların dövülmesiyle, büyük tohum partilerinde kanat ayırma makinaları ile uzaklaştırılmaktadır. Tohumlar temizlendikten sonra ağır, dolgun tohumlar hafif olanlardan yerçekimi ya da pnömatik separatörler yardımıyla ayrılmaktadır.

Tohum Testleri
Tohum kalitesinin belirlenmesi için aşağıda belirtilen özellikler laboratuvarlarda rutin olarak test edilmelidir:

1. Çimlenme (canlılık),
2. Saflık,
3. Güç,
4. Tohum sağlığı,
5. Yabancı ot tohum kontaminasyonları

Tohum Uygulamaları

Ekim öncesi tohum uygulamaları tohum endüstrisinde yaygın bir uygulama gelmiştir. Bu uygulamalar tohum üreticileri tarafından önceden ya da daha sonra arazide ekim öncesinde yapılabilir. Amacı çimlenme ve sürme potansiyelini artırmak ya da mekanik tohum ekimini kolaylaştırmaktır. Bu uygulamalar:

– Tohum koruyucular,
– Çimlenme düzeyini iyileştiriciler,
– Azot fikseden bakteriler ile inokülasyon,
– Ekim işlemini kolaylaştırıcılar.
Tohum uygulamalarında dikkat edilecek konular:
• Tohumlar üniform olarak uygulanmış olmalıdır,
• Materyal, ekim süresince tohumun yüzeyinde sürekli bulunmalıdır,
• Uygulama tohum kalitesini düşürmemelidir,
• Uygulama güvenli olarak yapılabilmeli,
• Mekanik ekimi kolaylaştırmak için yapılan uygulamalarda her bir tohum üniform irilikte ve şekilde üretilmiş olmalı,
• Zirai mücadele ilaçları uygulanmış tohumlar, insan ve hayvan sağlığı açısından dikkat çekici olması için renklendirilmelidir.

TOHUM MUHAFAZASI

Tohumlar hasattan sonra değişen sürelerde muhafaza edilebilir. Muhafaza sonunda tohumun canlılığı üzerine etkili unsurlar:
1) Tohumun başlangıçta yani hasat aşamasındaki canlılık durumu (bunu tohum üretimi ve işleme yöntemleri belirlemektedir) ve
2) Muhafaza sürecinde ortaya çıkan bozulma oranı (fizyolojik değişim oranı ya da yaşlanma, tohum tipi ve sıcaklık ile nem başta olmak üzere depolama koşullarına göre değişmektedir)’dır.

TOHUM GRUPLARI

1) Rekalsitrant (Kısa Ömürlü) Tohumlar
Bu grupta, hasattan sonra tohumları birkaç gün, birkaç ay veya en fazla bir yıl canlı kalan türler yer alır. Bununla birlikte uygun hasat ve muhafaza ile tohumların ömrü uzatılabilir.
Bu gruba giren tohumlar kuruyunca canlılıklarını kaybeder. Kurumayı engelleyen koşullarda saklanmalıdır. Örneğin, yüksek nem koşullarında muhafaza edilen bazı rekalsitrant tohumlarda depo ömrü kahvede 10 ay, hindistan cevizinde 16 ay ve meşede 20 aydır.
Bu grup (rekalsitrant tohum grubu);
1) Tohumları ilkbaharda olgunlaşan kavak (Populus), akçaağaç (Acer), söğüt (Salix), karaağaç (Ulmus) gibi ılıman kuşakta yetişen ağaç türlerini kapsamaktadır. Bu türlerin tohumları yere düşer ve hemen çimlenir.
2) Yüksek sıcaklık ve nem koşullarında yetişen çok sayıda tropik bitki türünü kapsar. Bu türlerden bir kısmı şekerkamışı, kauçuk, ekmek ağacı, liçi, avokado, yenidünya, turunçgiller, mango, çay, kakao, kahve gibi bitki türleridir.
3) Ilıman kuşakta su içerisinde yetişen yabani çeltik, su sümbülü ve hasır sazı gibi bitkileri kapsar.
4) Tohumları büyük etli kotiledonlara sahip bir çok türü (örneğin, Amerikan cevizi (karya), pikan, huş, gürgen, fındık, kestane, kayın, meşe, ceviz, atkestanesini) kapsar.

2) Ortodoks Tohumlar
Orta Ömürlü Ortodoks Tohumlar: Bu grupta yer alan tohumlar düşük nem ve tercihan düşük sıcaklıkta muhafaza edildiklerinde canlılıklarını 2-3 yılın üzerinde muhtemelen 15 yıla kadar korur. Bir çok çam türü, meyve, sebze, çiçek ve tahıl türünün tohumları bu grup içerisinde yer alır. Düşük sıcaklık ve nem koşullarında tohumların muhafaza süresi daha uzundur.
Uzun Ömürlü Ortodoks Tohumlar: Bu grupta yer alan tohumlar genellikle suyu geçirmeyen sert kabuklara sahip olan tohumlardır. Legume (baklagiller), geranium (turnagagasıgiller) ve convolvulaceae (kahkahaçiçeğigiller) bu gruba girmektedir. Tohum kabuğu zarar görmezse bu tohumlar en az 15-20 yıl canlı kalabilmektedir. Maksimum ömürleri 75-100 yıl ve muhtemelen daha fazladır. Bazı yabancı ot tohumları canlılıklarını toprak içerisinde uzun yıllar (50-70 yıl ve daha fazla) koruyabilmektedir. Düşük sıcaklık koşullarında bu süre uzayabilmektedir.

TOHUM MUHAFAZASINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Tohumlarda bozulma, önce gücün, daha sonra normal çimlenme kapasitesinin ve son olarak da canlılığın kaybolmasıdır. Tohumun bozulmasını azaltan saklama koşulları tohumda solunumu ve embriyoya zarar vermeden diğer metabolik olayları yavaşlatan koşullardır. Bu koşullar içerisinde ilk sırada yer alanlar, tohumun düşük nem kapsamı, düşük depo sıcaklığı ve depo atmosferinin bileşimidir. Nem-sıcaklık ilişkisinin uygulamada önemi büyüktür. Genel olarak, %5-14 aralığında tohum neminde her %1’lik artış ve yine 0- 50oC aralığında depo sıcaklığında her 5oC’lik artış depo ömrünü yarıya indirmektedir.

NEM KAPSAMI

Ortodoks Tohumlar: Bu tohumlar kurumaya toleranslıdır. Bununla birlikte tohum nem kapsamı %1-2 gibi çok düşük düzeylerdeyse canlılık kaybolur ve çimlenme azalır. Ortodoks tohumlarda depo ömrünün uzatılması için %4-6 tohum nem kapsamı uygundur. Bunun için saklama koşullarının nisbi nem düzeyi %20- 25 arasında olduğunda tohumların ömrü en üst noktaya ulaşır. Düşük sıcaklıklarda, olması gereken tohum nem kapsamının düzeyi yükseltilebilir.

Tohumun nem kapsamının artması ile birlikte çeşitli sorunlar ortaya çıkar:
– Tohumun nem kapsamı %8-9 ve daha yüksek olduğunda böcekler aktif hale gelir ve ürer,
– Tohumun nem kapsamı %12-14 olduğunda (bu durumda saklama koşullarında nisbi nem %65 ya da daha fazladır) funguslar aktif hale gelir,
– Tohum nem kapsamı %18-20’nin üzerinde ise ısınma ortaya çıkar,
– Tohum nem kapsamı %40-60’ın üzerinde ise çimlenme meydana gelir.
Rekalsitrant Tohumlar: Bu tohumlar kurumaya toleranslı değildir. Örneğin gümüşi akçaağacın tohumları ilkbaharda olgunlaştığında nem kapsamları %58’dir. Tohum nem kapsamı %30-34’den aşağı düştüğünde bunların canlılığı kaybolur. Turunçgil tohumları canlılığını kaybetmeden sadece hafif bir kurumaya dayanabilir. Yabani çeltik gibi bazı su bitkileri ise düşük sıcaklıkta doğrudan su içerisinde saklanabilir. Meşe, Amerikan cevizi (karya) ve ceviz gibi büyük etli tohumlar hasattan sonra kurutursa canlılıklarını kaybeder. Ilıman kuşağın rekalsitrant tohumları, nemin muhafaza edilmesi koşuluyla sıcaklığın donma noktasının hemen üzerindeki bir düzeye düşürülmesi ile 1 yıl ya da daha uzun bir süre saklanabilmektedir. Ancak, tropikal türlerde (örneğin kakao, kahve) tohumlar da 10oC’nin altında üşüme zararı görülür.

SICAKLIK

Ortodoks tohumlarda düşük sıcaklık tohumların ömrünü daima uzatır ve genel olarak yüksek nem kapsamının olumsuz etkisini düzenler. Donma noktasının altındaki sıcaklıklar (-18oC) bir çok Ortodoks tohumda depo ömrünü artırmaktadır. Ancak saklama koşullarının nem kapsamı %70 ve daha altına ayarlanmalıdır. Soğukta depolama, nemin alınması ya da kurutulmuş tohumların nemi düşük kaplarda tutulması ile kombine edilmelidir. Çok etkili bir muhafaza şekli tohumları %3-8 nem kapsamına kadar kurutmak, onları kapalı kaplar içerisine yerleştirmek ve 1-5oC’de saklamaktır. Tohumun değeri yapılacak harcama ile dengeli ise donma noktasının altındaki sıcaklıklar çok daha etkili olabilmektedir.

Ilıman kuşağa ait rekalsitrant tohumlar ise 0-10oC sıcaklık ve %80-90 nisbi nem koşullarında saklanabilir (tohumlar nem tutan bir ortam ile karıştırıldıktan sonra plastik torbalara ya da kaplara yerleştirilebilir).

ÇİMLENME

Çimlenme, yeni bir bitki meydana getirmek üzere embriyonun metabolik mekanizmasının aktif hale gelmesidir.
Çimlenmenin olabilmesi için;

• Tohum canlı ve çimlenme yeteneğine sahip olmalı,
• Tohum uygun çevre koşullarına konulmalıdır (alınabilir su, uygun sıcaklık rejimi, oksijen ve bazen ışık temini),
• Tohum içsel dinlenme durumundan çıkmış olmalıdır.
Daha önceki konularda belirtildiği gibi;
Tohumun olgunlaşma safhasında (tohum gelişiminin 3. (son) safhası) çoğu tohum su kaybeder ve kurur (ortodoks tohum grubu). Bu tohumlar bitkiden ayrıldıklarında dormant (dinlenme halinde) ya da dormant değildir.
Bununla birlikte bazı tohumlar (vivipari bitkilerin tohumları), tohum gelişiminin olgunlaşma safhasına (3. safha) girmezler ve bitkiden ayrılmadan önce çimlenirler.
Diğer bazı tohumlar ise (rekalsitrant tohumlar) çok az miktarda kurumaya karşı tolerans gösterebilirler.
Vivipar ve rekalsitrant tohumlar, tohum gelişiminin olgunlaşma safhası tamamlanmadan önce çimlenebilirler.

ÇİMLENMENİN AŞAMALARI

Bu kapsamda 3 safha bulunmaktadır.
1. safha – Emme yoluyla suyun alınması: Tohum gelişimini tamamlandıktan sonra (özellikle ortodoks tohumlar) kuru durumdadır (nem kapsamı %15’in altındadır). Çimlenmenin bu safhasında su alımı tohumun kabuğundan suyun emilmesi yoluyla olur. Emme işlemi 2 aşamada meydana gelir. İlk olarak ilk 10-30 dakikada su alımı hızla gerçekleşir. Daha sonraki aşama suyun yavaş olarak alımıdır. Bu aşama, küçük tohumlar için 1 saat, iri tohumlar için 5-10 saattir. Emme yoluyla su alımı tohum çimlenmesinin 2. aşaması olan gecikme fazına kadar devam eder. Tohum hacmi 1. safha olan emme yoluyla suyun alımı sürecinde artış gösterir.
Suyun tohum tarafından emilmesi sürecinde diğer bir karakteristik olay, amino asitler, organik asitler, inorganik maddeler, şekerler, fenolik maddeler ve proteinler gibi bileşiklerin tohumdan dışarıya sızmasıdır. Bu durum hücre membranlarının lipitlerindeki doymamış yağ asitlerinin oksidasyonu nedeniyle seçici geçirgen özelliklerini kaybetmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu durum tohumda yaşlanmanın (bozulmanın) sonucu ortaya çıkmaktadır. Tohum gücünün belirlenmesi testlerinden birisi olan elektriksel iletkenlik testi, tohumdan sızan maddelerin elektriksel iletkenlik değerinin, elektriksel iletkenliği ölçen bir cihaz ile ölçülmesi esasına dayanmaktadır. Aslında tohumların tümünde suyun emilmesi sırasında sızma meydana gelmektedir. Ancak tohum bozuldukça (yaşlandıkça) bunun miktarı artmaktadır.

Suyun emilmesi sürecinde tohumlar fiziksel olarak zarar görebilmektedir. Bunun nedeni emilme sırasında suyun kuru tohum tarafından aşırı miktarda alımıdır. Bu durum, ekimden önce tohumun nem kapsamının bir miktar yükseltilmesi ile önlenebilmektedir.

2. safha – Lag fazı (gecikme fazı): Bu faz su alımının olmadığı ya da azaldığı bir dönem olmakla birlikte fizyolojik olayların oldukça aktif olduğu bir safhadır. Bu safhada çimlenme için ihtiyaç duyulan yeni proteinler sentezlenmektedir. Depo maddelerinin çimlenme için dönüşümleri başlamaktadır.
3. safha – Kökçüğün ortaya çıktığı safha: Çimlenmenin gözle görülen ilk belirtisi kökçüğün ortaya çıkmasıdır. Bu durum hücre bölünmesinden çok, hücre büyümesinin sonucudur. Hemen ardından kökçüğün ucunda hücre bölünmesi meydana gelir ve kökçük uzamaya başlar.

BİTKİ ÇIKIŞI (SÜRME)

Embriyo bir ya da iki adet tohum yaprağı (kotiledon) meydana getiren bir eksenden oluşmuştur. Embriyo ekseninin alt kısmındaki büyüme noktasından süren kökçük, kökün gelişme noktasıdır. Embriyo ekseninin üst noktasında kotiledonların üzerinde yer alan plumul ise sürgünün büyüme noktasıdır.
Tohumdan meydana gelen bitkinin gövdesi hipokotil ve epikotil olarak iki kısma ayrılmıştır. Hipokotil kotiledonların altındaki, epikotil üstündeki kısımdır.

ÇİMLENMEYİ ETKİLEYEN ÇEVRESEL FAKTÖRLER
SU
Dormansi olmadığı durumda bir çok tohum için alınabilir suyun bulunması uygun bir sıcaklıkta çimlenme için en önemli faktördür. Su stresi çimlenme oranını azaltabilmektedir. Bir çok tohum topraktaki suyun tarla kapasitesinden sürekli solma noktasına kadar olan düzeylerinde çimlenebilmektedir.

Dormansi sorunu olan bazı tohumlarda (pancar, salata, hindiba, kereviz gibi) çimlenme, nem seviyesi düştüğünde engellenmektedir. Ispanak gibi türlerde ise tohumlar aşırı suya maruz kaldığında embriyonun oksijen almasını sınırlandıran bir maddeyi yoğun bir şekilde üretmektedir.

Nem stresi, bitki çıkış oranını da önemli düzeyde azaltmaktadır. Çıkış oranındaki bu azalma suyun tarla kapasitesinden sürekli solma noktasına doğru yaklaşık yarı seviyesine düşmesi ile meydana gelmektedir.

PRİMİNG (ÖN ÇİMLENME): Priming, osmotik bir çözelti ya da su içerisinde tohumların, çimlenmenin ilk aşamasına kadar su almasına izin veren, ancak kökçüğün tohum kabuğundan çıkışına izin vermeyen ekim öncesi bir uygulama olarak tanımlanmaktadır. Çimlenme, lag (gecikme) safhasında kalmaktadır.
Bu uygulamanın (priming) yapıldığı tohumlar, kök çıkışından önceki orijinal su kapsamlarına kadar tekrar kurutulmaktadır.

Yoğun olarak kullanılan priming materyalleri, toksik bir etkisi olmayan ve yüksek molekül ağırlıklı bir bileşik olan PEG 6000 (polietilen glikol), PEG 8000, potasyum, sodyum, magnezyum gibi inorganik
tuzlar, mannitol, gliserol ve sakkaroz gibi düşük molekül ağırlıklı organik bileşiklerdir. Ayrıca gibberellik asit (GA3) ve etilen gibi hormonlar da tek başlarına ya da birlikte kullanım alanı bulmaktadır.

Priming’in amaçları:
– Tohum ekimi ve fide çıkışı arasındaki dönemde karşılaşılan problemleri ortadan kaldırmak,
– Ekim ile çıkış arasındaki zamanı kısaltmak,
– Fide çıkışını birörnek olarak sağlamak,
– Ayrıca düşük ve yüksek sıcaklık, tuzluluk ve kuraklık gibi çeşitli stres koşullarına dayanımı arttırmak,
– Depolama sırasındaki yaşlanmanın seyrini yavaşlatmak ve
– Depolama süresini uzatmaktır.

SICAKLIK

Çimlenme oranı ve hızı üzerine etkili bir faktördür. Düşük sıcaklıkta çimlenme hızı azalmaktadır. Tohumun zarar gördüğü yüksek sıcaklık derecelerinde de çimlenme hızı azalmaktadır.
Tohum çimlenmesinde minimum, optimum ve maksimum olmak üzere üç sıcaklık seviyesi bulunmaktadır . Bu sıcaklık seviyeleri bitki türlerine göre değişmektedir. Minimum sıcaklık derecesi çimlenmenin olabilmesi için en düşük, maksimum sıcaklık derecesi ise en yüksek sıcaklıktır. Bir çok bitkide dormant olmayan tohumlarda optimum sıcaklık derecesi 25-30oC’dir. Bazı türlerde ise bu değer 15oC’dir.

GAZLAR
Çimlendirme ortamı ve embriyo arasındaki gazların değişimi, hızlı ve bir örnek çimlenme için önemlidir. Oksijen çimlenen tohumda solunum için esastır. Karbondioksit solunum sonucunda ortaya çıkar ve kötü havalanma koşullarında toprakta birikir. Aşırı sulama ve su birikimi ile toprak gözeneklerinin su ile dolması havalanma ve dolayısıyla çimlenme üzerine olumsuz etki yapmaktadır. Bununla birlikte suda yaşayan bitkilerde tohumlar bu koşullarda çimlenmektedir.

IŞIK
Çimlenme üzerine etkili bir faktördür. Bazı bitkilerin tohumları sadece ışıkta, bazıları sadece karanlıkta çimlenirken, bazılarının ise çimlenme için ışığa tepkisi bulunmamaktadır. Işık, dormansinin başlaması ve sona ermesinde de rol oynamaktadır. Hem kalitesi (dalga boyu) ve hem de fotoperiyot (süresi) yönüyle etkilidir.
Işık, fide gelişimi üzerine de etkilidir. Nispeten yüksek yoğunluktaki ışık özellikle şaşırtma (bitkilerin başka bir ortama nakli) yapılacaksa pişkin ve kuvvetli bitkilerin elde edilmesi için uygundur. Düşük ışık yoğunluğu etiolleşmeye neden olur ve fotosentezi azaltır. Bu durum fide kalitesini düşürür. Bununla birlikte yüksek ışık yoğunluğu sıcaklığın yükselmesine ve genç bitkilerde yüksek sıcaklık zararına neden olur. Bu olumsuzluğa karşı gölgeleme yapılmalıdır.

DORMANSÎ (DİNLENME)

Bazı türlerde tohumlar sadece bitkiden ayrıldıkları zaman dinlenme halindedir ve aktif değildir. Bu tohumlarda çimlenme, uygun sıcaklık koşullarında emme yoluyla suyun alınmasıyla başlar. Ancak diğer bazı türlerin tohumlarında primer dormansi durumu bulunur. Bu dormanside, çevre koşulları (su, sıcaklık ve havalanma) uygun olsa dahi tohumlar çimlenememektedir. Sekonder dormansi ise uygun olmayan çevre koşullarının uyardığı bir durumdur. Dormansi, tohumların hemen çimlenmesini engellemekte yani çimlenmeyi zaman, koşullar ve yer olarak kontrol etmekte, tohum hazırlığı, taşınması ve saklanması işlerini kolaylaştırmaktadır.

DORMANSÎNÎN TİPLERİ
Araştırıcılar tohumlarda ortaya çıkan dormansi durumlarını farklı şekillerde sınıflandırmışlardır.

Primer Dormansi: Genel olarak 3 dormansi tipini; (1) dışsal dormansi, (2) içsel dormansi ve (3) ikili dormansi) kapsamaktadır.
1) Dışsal dormansi (fiziksel, mekanik ve kimyasal dormansi): Tohumda embriyonun dışındaki faktörlerin (embriyoyu çevreleyen dokuların) neden olduğu dormansi tipidir. Bu faktörler tohum ve meyve dokularını (tohum kabuğu, perisperm gibi) ya da endospermin kökçük üzerine yaptığı mekanik etkiyi içermektedir.
Embriyoyu çevreleyen dokular (tohum kabuğu, endosperm, meyve dokuları) çimlenmeyi aşağıda belirtilen şekillerde etkileyebilmektedir:
1) Su alımını engelleme,
2) Embriyonun büyümesi ve kökçüğün gelişmesini mekanik olarak engelleme,
3) Gaz değişimini olumsuz yönde etkileme (embriyoya sınırlı oksijenin ulaşması gibi),
4) Embriyodan engelleyici maddelerin (inhibitörler) uzaklaşmasını engelleme ve
5) Embriyoya inhibitör desteği yapma.
Dışsal dormansi durumu;
• Aşındırma ,
• Tohum tabakalarını (tohum kabuğu, endokarp) ayırma (tohum kabuğunun kırılması gibi),
• Tohumu çevreleyen meyve dokularını uzaklaştırma,
• Sıcak ya da soğukta katlama yöntemleri ile kırılabilmektedir.
2) İçsel dormansi (morfolojik ve fizyolojik dormansi): Embriyonun kendisinden kaynaklanan dormansidir.
Morfolojik dormansi: Bazı türlerde tohum bitkiden ayrıldığında embriyosu tam olarak gelişmemiştir. Embriyonun gelişmesi suyun alınmasından sonra, çimlenme başlamadan önce meydana gelir. Embriyo gelişmesi için (dormansinin kırılması için) belirli bir süre normal sıcaklıkta bekletme uygun olmaktadır. Bu tohumlarda çimlenme;
(a) 15oC ya da daha düşük sıcaklıklara maruz bırakma,
(b) Değişen sıcaklıklara maruz bırakma,
(c) Potasyum nitrat ya da gibberellik asit gibi maddeler ile uygulama yapma yoluyla iyileştirilebilmektedir.
Fizyolojik dormansi:
a) Şiddetli olmayan fizyolojik dormansiler:
Hasat sonrası olgunluk süresi, dormansinin kaybolması için kuru saklama koşullarında tohumların ihtiyaç duyduğu bir süredir. Bu tip içsel dormansi kalıcı değildir ve yetiştirici tarafından tohum ekilmeden önce kuru saklama sürecinde dormansi kaybolmaktadır. Bu tip dinlenme çimlendirme testleri yapan laboratuvarlar için sorundur. Bu sorun kısa süreli soğuklatma, değişen sıcaklıklar ve potasyum nitrat, gibberellik asit uygulamaları ile giderilmektedir.
Fotodormansi: Çimlenme için ışık ya da karanlık koşullara gereksinim duyan tohumlar fotodormant olarak isimlendirilmektedir. Tohumlarda ışığa duyarlılığın temel mekanizması fitokrom olarak adlandırılan fotokimyasal reaktif bir pigmenttir. Kırmızı ışığa (660-760 nm) tohumların maruz kalması fitokromun, çimlenmeyi uyaran far-red fitokroma (Pfr) dönüşümüne neden olmaktadır. Tohumların far-red (ekstrem kırmızı) ışığa (760-800 nm) maruz kalması ya da karanlıkta tutulması fitokromun çimlenmeyi engelleyen alternatif kırmızı forma dönüşmesine (Pr) neden olmaktadır. Kırmızı ışığa maruz bırakma ile bu dormansi ortadan kalkmaktadır. Örneğin salata tohumları.

b) Orta şiddetli fizyolojik dormansi: Bu dormanside embriyo tohum kabuğundan ayrıldığında çimlenebilmektedir. Orta uzunlukta (8 haftaya kadar) tohumların nemli ve havadar koşullarda soğuklatılması (2-7oC’de) ile (soğukta katlama) uygulaması ile bu dormansi kırılabilmektedir.
c) Şiddetli fizyolojik dormansi: Bu dormanside embriyo tohum kabuğundan ayrıldığında çimlenememekte ya da fizyolojik olarak bodur bir form almaktadır. Uzun süreli (8 haftadan uzun) soğukta katlama ile bu dormansi durumu giderilmektedir.
Orta ve şiddetli dormansi durumları, ılıman kuşakta yetişen ağaç, çalı ve bazı tek yıllık bitkilerin tohumlarında çok yaygındır. Katlama uygulamasının süresi bitki türlerine göre değişmektedir.
d) Epikotil dormansisi: Bu dormansi tipinde kökçük dormant değildir ve uygun sıcaklıkta gelişir, ancak epikotil soğukta katlama uygulamasından sonra sıcak koşullara alınmadıkça dormant durumda kalmakta ve gelişmemektedir. Bu dormansinin kırılması için soğukta katlama uygulamasını takiben normal sıcaklık gerekmektedir.
3) İkili dormansi: Dışsal ve içsel dormansinin kombinasyonudur. Morfofizyolojik dormanside, gelişmemiş bir embriyo ve fizyolojik dormansi durumu vardır. Sıcak ve soğukta katlama dönüşümü bu dormansi kırılabilmektedir.
Diğer bir ikili durumda sert tohum kabuğu ve orta düzeyde fizyolojik dormansi durumu birlikte dormansiye neden olabilmektedir. Bu durumda soğukta katlamayı takiben aşındırma uygulaması ile dormansi kırılabilmektedir.
Sekonder Dormansi: Bu dormansi tipi bazı tohumlarda çevre koşulları çimlenmeye izin vermediğinde ortaya çıkmakta ve daha önce dormant durumda olmayan tohumlarda dormansiyi uyarmaktadır. Yüksek sıcaklıklar, çok düşük sıcaklıklar, uzun süreli karanlık, beyaz ışık ya da far-red ışık, su stresi ve oksijen azlığı bu dormansiye neden olabilmektedir.
Soğuklatma ya da sıcakta katlama, büyümeyi düzenleyici madde uygulamaları ya da soğukta katlama ile bu dormansi kırılabilmektedir.
Termodormansi: Yüksek sıcaklıkların uyardığı dormansi tipidir (örneğin salata, kereviz, hercai menekşe gibi türlerde 25oC’nin üzerindeki sıcaklıklarda dormansi ortaya çıkabilmekte ve tohumlar çimlenememektedir. Örneğin yazın ekilen salatada olduğu gibi bu sorun ön çimlendirme uygulamaları ya da fide ile yetiştiricilik tekniği ile aşılabilmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz