Su Faturalarındaki Acı Gerçek: Evde Hamam Mı İşletiyoruz, Yoksa Geçmişin Bedelini Mi Ödüyoruz?
Son günlerde Bilecik sokaklarında, pazar yerlerinde, esnaf sohbetlerinde herkesin dilinde aynı isyan var: “Evde hamam mı işletiyoruz, havuz mu doldurduk? Bu su faturası nedir!”
Haklısınız. Hem de sonuna kadar haklısınız. Ancak elinize ulaşan o yüksek meblağlı faturaya bakıp evdeki çamaşır makinesine, bulaşık makinesine veya çocukların duş süresine kabahat bulmadan önce, asıl faturanın nerede ve kimler tarafından kesildiğine bakmamız gerekiyor.
Belekoma Haber olarak, siyasi çekişmelerden ve kulis dedikodularından uzak durarak meseleyi resmi belgelere, Bilecik Belediyesi 2024 Yılı Sayıştay Düzenlilik Denetim Raporu’na taşıdık. Karşımıza çıkan tablo çok net: Bilecik halkı sadece musluktan akan suyun bedelini ödemiyor; masa başında yapılan matematik hatalarının, tahsil edilmeyen kamu zararlarının ve altı boş sözleşmelerin diyetini ödüyor.
İşte su faturalarınızı şişiren o gerçekler:
Sayıştay raporundaki en çarpıcı bulgulardan biri, geçmiş dönemde atıksu tarifesinin maliyet esası gözetilmeden, tabiri caizse “zararına” belirlenmiş olmasıdır. Rapor açıkça söylüyor: Belediyenin atıksu gelirleri yaklaşık 6.4 milyon TL iken, sadece arıtma tesisinin işletme maliyeti 7.8 milyon TL’yi aşmış.
Aradaki bu devasa fark, Sayıştay tarafından resmi olarak “Kamu Zararı” olarak kayda geçirilmiştir. Peki, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ne der? “Bir kamu zararı oluştuysa, bu zararı o hatalı tarifeye imza atan, onaylayan sorumlulardan (rücu yoluyla) tahsil edeceksin” der.
Ancak Bilecik’te bu mekanizma işletilmemiş. Bürokratın, yöneticinin yaptığı 1.4 milyon liralık hata kendi cebinden değil, bir sonraki dönemin tarifesine eklenerek Bilecik halkının cebinden çıkmıştır.
Su kaynaklarımızın her damlası kıymetliyken, Sayıştay raporu içme suyu şebekesindeki “kayıp-kaçak” oranlarına da dikkat çekiyor. Altyapı yatırımlarının zamanında ve etkin yapılmaması nedeniyle yeraltında akıp giden, toprağa karışan suyun maliyeti de döne dolaşa yine mevcut abonelerin, yani bizlerin tarifesine yansıtılıyor. Önlenmeyen her su kaçağı, vatandaşın faturasında gizli bir vergiye dönüşüyor.
Su faturanız sadece sudan ibaret değil. Alt satırlarda Çevre Temizlik Vergisi ve “Katı Atık Bertaraf Bedeli” gibi kalemler var. Şehir merkezindeki atıkları enerjiye dönüştürmesi beklenen tesisin verimliliği kamuoyunda zaten tartışma konusuyken, Sayıştay çok daha ilginç bir detayı yakalamış:
Katı atık entegre tesisine sadece 10 kilometre uzaklıkta olan Bilecik Belediyesi ile tesise 90 kilometre uzaklıkta olan başka bir belediye, ton başına aynı ücreti ödüyor! Mesafe bu kadar kısayken neden maliyet bu kadar yüksek? Bu sorunun cevabı verilmediği sürece, o faturanın altındaki “katı atık” bedeli hepimizi çarpmaya devam edecek.
Bağımsız gazetecilik, gücünü sadece belgelerden ve doğrudan alır. Resmi Sayıştay raporları ortadayken, vatandaşın “Su faturam neden bu kadar yüksek?” sorusuna verilecek cevap bellidir: Sorun sizin su kullanımınızda değil, belediyenin hesap ve yönetim anlayışındadır.
Geçmiş dönemlerin siyasi veya idari hataları, kanunun emrettiği gibi asıl sorumlularına rücu edilmedikçe ve sözleşmeler halkın lehine denetlenmedikçe, biz bu şehirde daha çok “Hamam mı işletiyoruz?” diye sormaya devam ederiz.
Bilecik halkı, şeffaf bir hesaplaşma ve adil bir tarife bekliyor. Yöneticilerin hatalarını finanse etmek, vatandaşın görevi değildir.
Sayıştay raporlarına giren altyapı eksikliği nedeniyle kamu zararı oluşmuş diyor ya: Altyapı yatırımları bütçe ister. Ancak bizim belediyemize merkezi bütçeden ayrılan o devasa pay, daha önceki yazılarımda da anlattığım gibi maalesef personel giderlerini zor karşılıyor. Zamanında ‘konu, komşu, partili, tanıdık’ denilerek içeri doldurulan ve bugün birçoğu kadroya alınan bu şişkin personeli bir kalemde kapının önüne koyamazsınız. Fakat meclis kararıyla bir havuz oluşturup, bu fazla personelin ihtiyacı olan diğer kurumlara geçişini sağlamak ve en azından belediye bütçesini yatırıma nefes aldıracak şekilde rahatlatmak gayet mümkün.
Şahsen ben o koltukta otursam, yönetim baskısı falan dinlemem, hani seçimlerde sürekli dillendirdikleri ancak pratikte tam tersi yapılan liyakatsiz tek bir kişiyi bile o kapıdan içeri sokmazdım. Ancak bizde maalesef adaylar; ‘belediyecilik vizyonu nedir, siyasi baskılar karşısında nasıl durur, bu şehre ne verebilir?’ sorularıyla değil; ‘onun karısı, bunun kardeşi, ötekinin amcası, saçı güzel, gözü özel’ denilerek seçiliyor. Hal böyle olunca yatırım bütçesinin maaşlara gitmesi ve altyapısızlık yaşamamız çok olağan.
O yüzden, elinize gelen o kabarık su faturalarına bakıp çok da ‘bızıklamayın’ diyeceğim, bana yine kızacaksınız ama durum tam olarak bu: Sandıkta ne ekersek, faturada onu biçiyoruz.